Başkanımız Ecz.Kubilay AYDIN'ın TEB 39.Dönem 1.Bölgelerarası Toplantı Konuşması

Türk Eczacıları Birliği

39.Dönem Merkez Heyeti

Birinci Bölgelerarası Toplantı (05 - 07 Haziran 2014, Malatya)

Ecz. Kubilay AYDIN’ın (Bursa Eczacı Odası Başkanı) Konuşması

 

Türk Eczacıları Birliğimizin Sayın Başkanı, değerli üyeleri, Denetleme Kurulumuzun değerli Başkanı ve üyeleri, Haysiyet Divanımızın değerli Başkanı ve üyeleri, Malatya Eczacı Odamızın değerli Başkanı ve üyeleri, değerli meslektaşlarım; sizleri Bursa Eczacı Odası adına sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Bu güzel organizasyona ev sahipliği yapan Malatya Eczacı Odası Başkanıma ve yöneticilerine de teşekkür ediyorum.

Değerli meslektaşlarım, insan olarak yaşamanın çok ama çok zor olduğu bir dünyada yaşamaya çalışıyoruz. Dünyayı yönetenler, buna yenidünya düzeni diyorlar, buna değişim, gelişim diyorlar, buna uygarlık diyorlar. Çünkü akıllarımıza uygarlık denilince bilim ve teknolojideki buluşlar ve ekonomilerde telaffuz edilen o trilyonlarca doları getiriyorlar. Evet, bilim ve teknolojide öyle ilerledik ki bizim kuşağın çocuklarının seyrettiği uzay yolu dizisinin bile ötesine geçtik, bir tek uzaylıları göremedik. Mister Spack ve Kaptan Kirk'ün elindeki o cihazlar bugün kullandığımız telefonlar kadar işlevsel değildi. Evet, bilim ve teknolojide öyle ilerledik ki kâinatın oluşum teorisi big bang'i laboratuarlarda denedik, milyonlarca ışık yılı uzaklıktaki gezegenlerin envanterini çıkarttık neredeyse. Bilim ve teknolojide öyle ilerledik ki canlıları kopyaladık. Bilim ve teknolojide öyle ilerledik ki dünyayı yönetenler uydu teknolojileriyle dünyayı izleyebilmekte, dünyanın zenginliklerini eliyle koymuş gibi bulabilmekte ve hatta Tanrı gibi dünyanın her tarafını görebilmekte, kaydedebilmekte, dünyanın her insanını takip edebilmekte, gerektiği zaman da cezalandırabilmekte. Oysaki tarih boyunca uygarlıklar böyle değildi, mutluluklarını başkalarının mutsuzlukları üzerine kuran topluluklara tarihte barbar deniyordu, şimdi uygar diyoruz. Oysaki uygarlık, dünya insanlarının toplam yaşam kalitesidir, toplam mutluluğudur, toplam huzurudur, top-lam refahıdır, toplam sağlık hakkıdır.

Değerli meslektaşlarım, yaşadığımız dünyada dünyanın 5'te 1'i aç ise uygarlıktan bahsedemeyiz. Yaşadığımız dünya insanlık tarihinin en büyük gelir adaletsizliğini yaşıyorsa buna uygarlık diyemeyiz. Yaşadığımız dünyada insanlar din, dil, ırk, mezhep, düşünce ayrılıkları nedeniyle birbirini öldürüyorsa, birer birer ya da kitleler halinde öldürtülüyorsa, bunun adı uygarlık olamaz. Yaşadığımız dünyada yüz binlerce insan yerinden, yurdundan kovalanıyorsa, evinden, kendi memleketinden uzaklaştırılıyorsa, buna uygarlık denemez.

Değerli meslektaşlarım, bir ilaç firmasının en yetkili ağzı, 65 bin dolara kanser ilacı yaptık, biz bunu zenginler için yaptık diyorsa, bunun adı uygarlık hiç olamaz.

Değerli meslektaşlarım, yaşadığımız dünyada maden ocaklarından yüzer yüzer ceset çıkıyorsa bunun adı uygarlık olamaz. Yaşadığımız dünyada insanlar ağacı, ormanı deresini, vadisini, köyünü devletin elinden kurtarmaya çalışıyorsa, devlet terörü görüyorsa,  bunun adı uygarlık hiç olamaz.

Evet, geçtiğimiz ay Soma'da bir maden faciası yaşadık, 300 can kaybettik. Bunu kaderle açıklamak ya da 150 yıl önceki maden kazalarıyla açıklamak, kusura bakmayın ama ciddiyetle de bağdaşmıyor. Bu maden faciasını sevgili milletvekili meslektaşımız Özgür Özel aylar önceden söyledi, bir facia geliyor dedi; bizler kader diyoruz. Bakın, depremler yaşadık, Körfez'de yaşadık, Van'da yaşadık, depremlere de kader dendi, göstere göstere geldi, 10 binlerce insan öldü. Oysaki Japonya'da aynı depremler olduğu zaman kimsenin burnu bile kanamadı.

Evet, ben bu maden faciasını ve Türkiye'deki bu deprem olaylarını biraz bizim mesleğimize benzetiyorum değerli meslektaşlarım. Mesleğimiz de bir göçüğe doğru, bir depreme doğru gidiyor, bunun öncü etkilerini hepimiz her bölgede hissediyoruz.

İzninizle konuyla alakalı size birkaç veri sunmak istiyorum.

Evet, bu görsel çok hoşuma gitti, İstanbul Üniversitesi'nin 68 Kuşağının albümlerden çıkmış bir fotoğrafı, o zamanki gençliğin, o zamanki İstanbul Üniversitesi ve eczacılık fakülteleri gençliğinin ne derece bilinçli olduğunu, ilaç politikalarıyla ilgili neler söylediğini görüyoruz; keşke onlar zamanında dillenmiş olsaydı.

Değerli meslektaşlarım, mesleğimizin son 3 yılına örnek olsun diye kendi bölgemdeki hasılat raporlarını getirdim sizlere. Bakın, 2011 yılında, Bursa'da 850 civarında eczanemiz var, 617 milyon hasılat yapılmış, 2012 yılında 583'e düşmüşüz, 2013 yılında 659'a yükselmişiz. Fakat bu yükselme sizi yanıltmasın, Bursa'nın nüfusu her sene 60 bin artmakta ve ortalama senede de 25 ile 30 arası eczane sayımız artmakta.

2011 koşuluyla 2013'ü karşılaştırdığımızda arada yüzde 21.5'luk bir enflasyon yedik, 141 milyonluk bir eksiye düşmüşüz. Bu 141 milyon eczane başına net karlılık-ta ortalama 3 bin liraya tekabül ediyor, yani senede 35 bin lira civarında yoksullaşmışız; net karda bu değerli meslektaşlarım.

Türkiye'nin durumuna baktığımızda, ilk sütunda görüyorsunuz ilaç pazarı kutu olarak yüzde 16.56 büyümüş; ne kadar güzel değil mi? Keşke hasılatımız da o kadar büyüse. En son sütuna baktığınızda yüzde 3.74 eczane başına ciromuz küçülmüş. Fakat aradaki sütunlara baktığınızda, buradaki veriler çok ilginç, tüketici fiyatları bazında yüzde 42.74 enflasyon yemişiz değerli meslektaşlarım.

Hepimiz matematik biliyoruz, hepimiz hesap yapabiliyoruz, şöyle bir toplayalım; yüzde 42.74 enflasyon var, yüzde 3.74 eczane başına ciro azalması var, hadi bu yüzde 16.56'lık iş yükünü de fazladan yapalım, yüzde 45 civarında 2009'la 2013 arasında yoksullaşmışız. Sanırım bu yıllar şu anda gördüğünüz Merkez Heyetimizin görev yaptığı yıllar, 2 bayan üyemiz hariç, bu karnede biraz da onların da payı var diye düşünüyorum.

Başka bir örnek göstereceğim sizlere değerli meslektaşlarım, acaba bizler ne karlılık yapıyoruz? Karlılığımızı hesaplamakta sıkıntı çekiyoruz, eczanelerimizde bile bilmiyoruz ne kadar karlılık yaptığımızı. Bir kooperatifin olduğu bölgede Eczacı Odası Başkanlığı yapmış olmanın gerçekten büyük farklılığın yaşıyorum, bu rakamları da elimden geldiği kadarıyla meslektaşlarımla paylaşmaya çalışıyorum.

Bakın, eczanelerimizde Bursa Ecza Kooperatifi verileriyle eczanelerimizdeki karlılıklarımız nedir? Yalnız bu rakamların, eğer kooperatif olmayan bölgedeyseniz eczacılık karlılıklarında yüzde 1,5 eksi kazınıyorsunuz değerli meslektaşlarım. Böyle bir çalışma yaptım, kooperatif olmayan bölgelerden faturalar topladım Türkiye'nin değişik bölgelerinden, kooperatif olan bölgelerle olmayan bölgeler arasındaki fark yüzde 1,5.

Bakın, yasal eczacılık karımız birinci sütunda görünüyor, hani bizde ilaç grupları vardır şu fiyattan bu fiyata kadar şu kadar karlılık vardır, şu gurupta bu kadardır şeklinde, bunlar ortalaması. Yasal eczacılık karımız 2009 yılından 2013'e gelinceye kadar çok fazla değişmemiş, yüzde 17.65'ten gelmişiz 17.34'e kadar. Bakın değerli meslektaşlarım, bizlerin ciromuz içindeki ortalama gideri yüzde 15, net karlılığımız da, eve götürdüğümüz de yüzde 10. Burada görünüyor ki, yasal eczacılık karı yüzde 17.34, yasal eczacılık karıyla yaşamaya kalksak biz anca genel giderimizi karşılarız.

Ödeme iskontosu ve ticari iskontolar var, bunlar hani erken ödemelere verilen iskontolar, 2009 yılında yüzde 4.12 iken 2013 yılında yüzde 1.05'e düşmüşüz, yüzde 3'ten fazla küçülmüşüz.

Ama çok ilginç bir şey daha var, hemen yandaki sütuna bakarsanız mal fazlaları da yüzde 7'lerden yüzde 11.15'lere çıkmış, yani ticari iskontolar sanayici tarafından mal fazlasına dönüştürülmüş. Acaba neden değerli meslektaşlarım, hiç düşündünüz mü? Kamu kurum iskontolarından kaçırmak için bu hale getirdiler. Çünkü o ticari iskontolar gelecek yeni kamu kurum iskontosuna davetiye çıkartıyor, çünkü bakın yukarıya yüzde 13.25'den başlamış kamu kurum iskontoları, geçen sene 22.87 iken bu sene 21.57'ye düşmüş, kamu kurum iskontoları mal fazlasına kaçırılmış.

Son sütunda gördüğünüz, bizim toplam karlılığımız yüzde 27,77. Şimdi burada bir tuhaflık var, eğer mal fazlaları yoksa bizlerin bir kuruş para kazanma şansımız yok. Değerli meslektaşlarım, öyleyse buradaki tuhaflık ilk sütunda, yasal eczacılık karında. Bakın mal fazlaları çok konuşuldu, mal fazlaları bir hediyedir, bir satış esprisidir, rekabet gereği verilmiş bir şeydir, sanayicinin boğazı sıkıldığı zaman o mal fazlaları da tekrar patır patır geriye doğru gidecektir. Mal fazlalarını kim verir, kim vermez, o bizi ilgilendirmiyor, ama bize yüzde 27 net eczacılık karının verilmesi gerekiyor değerli meslektaşlarım. Bizim yaşamamız birilerinin bize verdiği hediyeye bağlı olmamalı.

Ayrıca mal fazlaları, çok ilginç rakamlar vardır, Türkiye'deki dağıtılan mal fazlasını yüzde 90'ını ilk 2000 eczane almaktadır, Türkiye'de dağıtılan mal fazlalarını sadece 5 ilaç kurumunda görürsünüz. Kısaca söylemek gerekirse, mal fazlaları bizim için şu anda hayati öneme sahiptir, ama pamuk ipliğine bağlıdır, mutlaka ama mutlaka bunun ilaç fiyat kararnamesi işine alınması gerekir. Sakın yanlış anlamayın, mal fazlalarını kaldıralım da ilaç fiyat kararnamesinde şunu arttıralım şeklinde değil. Mal fazlaları verilir, verilmez, ama bizim net karlılığımızın birinci sütun değil, son sütun olması gerekiyor.

Yapılması gerekenler, bizler az evvel gördüğünüz yüzde 45'lere yakın küçülmeyi hep bunlardan yaşadık, bunların yüzünden yaşadık, bütçe dediler, kararname dediler, protokol dediler ve üreticiler yüzünden yaşadık. Bunlar aslında birbiriyle bağlı, bütçe harcamaları belirler, bütçeden sonra diğer rötuşlar kararname ve protokolle yapılır. Biz bugüne kadar son 6 senedir sürekli verdik değerli meslektaşlarım, sürekli verdik, hiçbir şey alamadık; bütçeden, kararnameden ve protokolden artık bir şeyler istememiz mutlaka gerekiyor, bu görev de Merkez Heyetimize düşüyor.

Değerli meslektaşlarım, protokolle ilgili ayrıntılı bir çalışma yaptık, komisyonu-muz çalışma yaptı. Bir kitapçık haline getirdik, biraz sonra size dışarıda meslektaşlarım verecekler. Burada birçok konu var, benden önceki konuşmacılar da değindiler, devam reçeteleri, günübirlik tedaviler. Burada farklı birtakım şeyler var önerdiğimiz. Hani biliyorsunuz kademeli iskontolar var, 700'e kadar sıfır, 700'den sonra 1 diye başlayan, bu kademeli iskontolarda bir tuhaflık var; 699 liralık ciro yapan 750 liralık ciro yapandan daha fazla para kazanıyor değerli meslektaşlarım. Önerimiz şudur: Bu hazırlamış olduğumuz kitapçıkta da vardır, bu önerimizi hem Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyetine ilettik, hem SGK yetkililerine ilettik, iskontolar fatura üzerinden kesilmelidir, faturanın boyutuyla alakalı kesilmelidir; kitapçığımızda bunları bulacaksınız.

Bir önceki slaytta görmüştünüz, üretim dedik, üreticilerden bir şeyler istiyoruz ama, bakın şunu itiraf etmek istiyorum: 60 yıla yakın bir kurumsal geçmişimiz var, geçen bu 60 yıllık süre içinde Türk eczacılarının yasalarla tanımlanmış o standart görevleri dışında bir araya gelerek ortaya koymuş oldukları en değerli ürün, en somut çalışma ecza kooperatifleridir. Bir önceki slaytta gördüğünüz gibi, ecza kooperatifleri aldığının tamamını her koşulda üyesine vermiştir, ama yeterli değildir ecza kooperatiflerimiz. Niye yeterli değildir? Hem bölgesel anlamda açılamamıştır, ama bizim bir eksiğimiz daha vardır, bence Türk eczacılığının en büyük eksiğidir, üre-tim ayağımız yoktur değerli meslektaşlarım. Geçmiş dönemlerde çağdaş eczacılar laboratuvarında ve Eskişehir Ecza Kooperatifinde üretimler denendi, Parasetamol ve Metamizol tabletler denendi, Oksolamin fosfat şurup denendi, serum fizyolojik yapıldı, ne yazık ki eczacımız sahip çıkmadı. Şimdi küçük küçük üretim tesislerimiz var, dışarıda standartlar var, ne yazık ki bodur kalmış yapılar. Bir yerden oksijenli suyu doldurup işte paket yapıp satmakla üretim olmuyor ne yazık ki, markalaşmaya gitmek gerekiyor.

Bakın burada Türkiye'de kutu bazında en fazla satan 10 ilacı görüyorsunuz değerli meslektaşlarım, yukarıda kutu sayıları var, eczanemizde her gün elden sattığımız. Bakın bu ilaçlar içinde bazıları var ki, o kadar çok satmasına rağmen bize para kazandırmıyor değerli meslektaşlarım.

Şimdi şurada gördüğünüz 10 ilaç da TL bazında en fazla satan ilaçlar, bunların bazıları yüksek teknoloji gerektiren ürün, ama bazıları değil. Değerli meslektaşlarım, az evvel gösterdiğim kutu bazında en fazla satan 10 ilaç ve TL bazında en fazla satılan 10 ilaç bizim üretim hedefimiz olmalıdır, bizler artık üretici olmalıyız.

Sorunlar çok değerli meslektaşlarım, vaktinizi almamak için ana başlıklarla geçmek istiyorum sorunlarımızı.

Bulunmayan ilaçlar sorunumuz var. Ben buraya gelmeden evvel şöyle bir yazı aldım, bir özel hastanemizde şu ilaçları bulamadık diye, içlerinde hayati öneme sahip ilaçlar var. Bakın bir Rhogam sıkıntısı yaşadık, biz bunu ilgili Bakanımıza yazdık ve çok kısa bir süre sonra da ne tesadüftü ki o ilaç fiyat aldı, çünkü o ilacın bulunmamasıyla alakalı bir kişi hayatını kaybederse bunun sorumlusu sizler diye yazdık biz bu yazıyı. Devlet hastanelerimizde durum farklı değil arkadaşlar, kamu hastanelerimizdeki eczacı meslektaşlarımız o kamu disiplini gereği eksikleri söyleyemiyorlar, serum bulamıyorlar değerli meslektaşlarım, tuzlu suyu yapamıyoruz. Bulunmayan ilaçlar bizim sıkıntımız.

Tabi ki bulunmayan ilaçlarla alakalı da başka bir sıkıntımız daha var, bulun-mayan ilaçlara geçici çözüm sağlayan Türk Eczacıları Birliği Yurt Dışı İlaç Temini bölümü var. Kuruluşu doğru bir amaçla kuruldu ama, öyle bir noktaya geldi ki, yanılıyorsam yetkililer, sayın yöneticilerimiz düzeltsin, Türk Eczacıları Birliği'nin yurt dışından getirdiği ilacın toplam pazar payı Türkiye pazarının yüzde 6'sına ulaştı. Genel sekreterimiz dedi, biz eczacıların rakibi değiliz, yüzde 6'ya ulaştıysanız rakipsiniz, kusura bakmayın.

KKİ eksik uygulanan ilaçlarla ilgili Türk Eczacıları Birliği'nin web sayfasında bir liste yayınlandı. Arkadaşlar, doğru, vermeyelim, almayalım, ama 5.3.11 okudunuz mu bilmiyorum, eğer vermezseniz, ilaç takip sisteminde de eczanenizde varsa sözleşme feshi alıyorsunuz arkadaşlar. Hatta daha tuhafını söyleyeyim; bu duyuruyu yapmakla belki Türk Eczacıları Birliği de suç işlemiş oluyor.

Bakın, 3 yıl önce KKİ vermeyen firmalar başladı, Merkez Heyetimiz de bunların listesini verdi, 40'dı, 60'tı. 80'di. Bursa büyük bir şehir ve hayati öneme sahip ilaçlar var bunların içinde. Ben şunu bekledim: Hatırlı insanlar ilaçlarını bulamayınca telefonla arıyorlar, ne yazık ki gariban insan arayamıyor; hatırlı insanlar sayesinde biz ilacın piyasada bulunmadığını anlıyoruz. Ben bu ilaçların hiçbirisiyle alakalı kimsenin beni aradığına şahit olmadım değerli meslektaşlarım. Neden biliyor musunuz? O firmalar belli pilot eczanelere masanın altından veriyorlar o iskontoları, en büyük tehlike bu, en büyük sıkıntı bu.

Değerli meslektaşlarım, eczaneler baypass ediliyor, bahsettim. Bir BCG aşısı problemi yaşadık, Türkiye'de bir tek dağıtım kanalına verdiler bunu, bir dağıtım kanalı.

Yönetmelikle ilgili söyleyecek çok şey var, ama şunu söyleyeyim: Yönetmelik biraz kaçırıldı, bizler yönetmeliği görmedik.

Sıkıntılarımızı söyleyeyim yönetmelikle alakalı kısa kısa.

Eczacının eczanede bulunma zorunluluğu. Biz buraya gelirken 11 arkadaşımıza mesul müdür bulamadık.

Yeni mezunların yardımcı eczacılık sorunu var. 3 bin eczacı mezun olacak senede, bunlara nasıl yardımcı eczacılık yaptıracaksınız?

Meslek hizmet puanlarında çok büyük katsayı adaletsizlikleri var. Eczacılık serbest meslektir arkadaşlar, mecburi hizmet değildir, bugüne kadar yapılmış eczacılık serbest meslek olduğu için bölge puanlarında bölge kat sayılarının olmaması gerektiğine inanıyoruz.

Nüfusa oranla eczanelerde de, turizm bölgelerinde nüfusu saydığınız zaman yerleşik yüzde 10 veya yüzde 20'sini almaktadır, çok reel nüfus değildir.

Evet, bizler yönetmeliği görmedik, ama bize iki yönetmelik gönderdi genel merkezimiz, reklam kurulu yönetmeliği ve tüketici konseyi adlı yönetmeliği, keşke bize kendi yönetmeliğimiz göndermiş olsalardı. Fakat bu yönetmelikler de bize Cuma akşamı gönderildi, Pazartesi akşamına kadar görüş istendi. Bakın dikkatinizi çekeceğim, bu yönetmeliklerde olacak kurullarda daimi üyeler arasında kimler var biliyor musunuz? Ankara, İstanbul, İzmir büyükşehir belediyelerinden birer temsilci, bizim örgütümüzde de Ankara, İstanbul, İzmir'i dışarıda bırakmak için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.

Sıra geldi dava konumuza.

Değerli meslektaşlarım, bizler Türkiye'de üst yapının hem yatay, hem dikey ağırlığa sahip olmasına inanıyoruz. Şuraya baktığımız zaman, Merkez Heyetini tem-sil eden 36 eczacı odasının toplam verilen var, üye sayısı 12 bin 169, dışarıda kalan odalarım 19 bin 274 üyesi var. Arkadaşlar, burada bir tuhaflık görmüyor musunuz ya? Bakın 19 bin 274 üyesi olan bu odalardan şu masanın etrafında insanın olmasını istemek, dün bir başkanımın söylediği gibi koltuk istemek midir? Bakın biz konuda elimizden geleni yaptık, elçi olarak da görüşmelerimizi yaptık. Büyük kongrede söylemiştim, sözün bittiği noktaya geldik, bundan sonra işi hukuki sürece götüreceğiz dedik ve götürdük.

Bakın burada üye sayısı 150'nin altında olan odalarımız var. Sakın yanlış anlamayın, her bölgede oda olmasını isteriz, her bölgede mesleğe hizmet verecek bir mevziinin olmasını isteriz, ama bu iki yasayla bu işin yeniden düzenlenmesi gerekiyor.

Hatta şunu yapalım gelin: 100'ün üstündeki şehirlerin tamamında Oda kuralım.

Değerli meslektaşlarım, bugüne kadar kürsüde mümkün olduğu kadar teknik konuşma yaptım, polemiğe girmedim. Ama bir deyim vardır, istediğini söyleyen istemediğini işitir.

Dün burada iki oda başkanımdan eleştiri aldım. Bir, çok sevdiğim dostum Mehmet Ali Çakır, kendisine teşekkür ediyorum, her zamanki beyefendi kişiliğiyle bir eleştiride bulundu. Haklıdır, haksızdır, dışarıda gider kucaklaşırız, sarılırız. Örgüte çok büyük katkıları olmuştur, Türk eczacılığı için bir şans olduğunu düşünüyorum. Ama ikinci eleştiri üslup olarak sınırlarını aşmıştır.

Değerli meslektaşlarım, temsiliyet hakkımız elimizden alındı diyen Oda Başkanıma şunu soruyorum: 2010 yılında odanızı 152 üyeyle kurdunuz, 3 yıl sonra ne oldu da üye sayınız 108'e düştü? Bakın buna, kusura bakmayın ama örgütsel muvazaa denir.

Bir sorusu oldu, ona da cevap vermek istiyorum. Bu oda buraya nasıl geldi dedi. Sayın Başkanım, Atatürk Havalimanı'ndan uçakla geldik ve her biri gerçek üye olan 950 üyeyi temsilen geldik.

Değerli meslektaşlarım, sözlerimi tamamlıyorum.

Benim bölgemde yangın var, sizlerde nedir bilmiyorum. Benim üyelerimin yüzde 65'i kredi kullanıyor; evvelden ev, araba almak için kullanıyordu, şimdi borcunu kapatmak için kullanıyor. Benim bölgemdeki depolarda alacakların yüzde 6'sı şüpheli alacak ve yasal takipte; bir yangın var.

Trabzonlu arkadaşların affına sığınarak bir fıkrayla sözlerimi bitirmek istiyorum.

Trabzon'da vali bey yurt dışına gider, vali konağında bir yangın çıkar. İtfaiye müdürü vali beyi arar telefonla, sayın valim, konakta yangın çıktı. Durum nedir? Vallahi sönüyor. Bir saat sonra vali bey Trabzon'u arar, itfaiye müdürleriyle konuşur, yangın nasıl? Vallahi sayın valim, sönüyor, çalışıyoruz, çok iyi çalışıyoruz. İki saat sonra vali bey telefonu açar, ya nasıl durum? Sayın valim yangın söndü, arsayı kurtardık.

Değerli Merkez Heyeti Üyelerim, arsayı değil binayı kurtarın.

Hepinize teşekkür ediyorum. 

Okunma Sayısı: 2118